İlk bakışta Latin alfabesiyle ulaşılabilecek kaynaklarla Güngören’in tarihini
yazmaya kalkışmak bizi şu bilgilerle karşılaştırır. Çırpıcı Deresi bir zamanlar
“Vitoz” adıyla anılan Güngören Köyünün tarihinde önemli bir yer tutar. Diğer bir
önemi ise yaya ordularının görev yaptığı dönemde Avrupa’ya çıkışta ilk mola yeri
olmasıdır. Bu dere ve iki yakasındaki Çırpıcı Çayırı bir vakitler İstanbul’un en
namlı mesire yerlerinden birisi idi. Halk Hıdrellezin ilk haftalarından itibaren
kışa kadar her Cuma akın akın Kağıthane’ye, Göksu’ya gittiği gibi buraya
gelirdi. Çırpıcı Deresinin iki yakasını da yakın zamana kadar var olan köprüler
içinde Davutpaşa fırınının önünde bugün dahi kullanılan Genç Osman Köprüsü çok
ünlüydü. Bu köprünün bir başka özelliği Avrupa’yı İstanbul’a, İstanbul’u da
Avrupa’ya bağlayan Topkapı Yolunun üzerinde olmasıydı. Köprünün kitabesi
1960’lara kadar yerinde durmaktaydı. Bu kitabe bir kamyonun çarpması sonucu
parçalanıp dereye düştü ve imha oldu.
Çırpıcı Deresi üzerinde büyük anıt çınarlar bulunmaktaydı. Bu
anıt çınarlardan da bugün bir tek iz kalmamıştır. Köprünün yanı sıra Genç
Osman’dan kalan bir başka anı ise Lehistan Seferine gidilirken Güngören’e
yaptırılan camidir. Genç Osman Camii halen mevcut olup günümüzde
genişletilmiştir. Alemdar Mustafa Paşanın III. Selim’i kurtarmak üzere Rusçuk
Orduları ile İstanbul’a geldiği zaman şehre girmeden önce ordugahı Çırpıcı
Çayırında ve Güngören’de kurmuştu. Bu çayırda, İmparatorluk döneminde bir
geleneksel oyun oynanırdı ki buna “Arapların Düğünü” denilirdi. Bu düğün
İstanbul’da yaşayan zencilerin kendilerine mahsus oyunlarından oluşurdu.
Oyunları seyretmek için İstanbul’un her bir yanından insanlar gelirdi. Oyunları
duyurmak için gazetelere çeşitli ilanlar da verilirdi. Çırpıcı çayırının daha
öncesine ilişkin değişik kaynaklar arasında şöyle bilgilere rastlamak mümkündür:
Langa, Samatya, Yenikapı yemenici esnafı dokudukları yemenileri daha iyi yıkamak
için suyu bol olan Güngören’de çalışmak için padişahtan izin istemişlerdir.
Padişah da bunlara 1768’den itibaren bu izni vermiştir. Böylece Güngören bugünkü
Merter Tekstil ve Konfeksiyon Sanayiine yataklık etmesinden çok önce Osmanlı
Yemenicileri için de iş alanı olmuştur. Basmacı esnafının bu izinden sonra
Çırpıcı’da 5x5 ebadında yaptırdıkları 40 cm. derinliğindeki 4 havuz ve muhtelif
yalaklar ve çeşmelerle bölgede uzun süre çalışmışlardır. Çırpıcı ve Haznedar
Derelerinin iki yamacında bir çok bağ vardı. Bu bağlar hicri 1310 yılında
yaşanan bir hastalıkla birer birer yok oldular. Bağı ile ünlü semtler bugünde
aynı adla anılmaktadır. Tepebağ, Cevizlibağ, Çukurbağ, Dutlubağ, Kazıklıbağ,
Rıfat Paşa, Valide Sultan, Merter Çiftlikleri. Çırpıcı Deresi ve Çayırı ile
Haznedar Dereleri, tarihin her döneminde su sorunu çeken İstanbul’a su temin
etme yolunda bir umut olmuşlardır.
Özellikle Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyetin ilk
yıllarında bu yeşil, suyu bol ve tarlalarla kaplı İstanbul’un arka bahçesi ve
mesire yeri olan bölgedeki yer altı su kaynakları susuzluk için çözüm olmuştur.
Bugün Istranca Dereleri, yağmur bombası gibi umutlara benzer bir umutla, bu iki
derenin yatağında 1934 ile 1947 yılları arasında pek çok artezyen kuyusu
açılmıştır. Abdülaziz döneminde başlayan Güngören topraklarında su bulma
çalışmaları II. Dünya Savaşı öncesinde, sırasında ve sonrasında da devam
etmiştir. Bugünkü gibi yer altı sularının kirlenme tehlikesinin bulunmadığı
dönemlerde Güngören’deki bu artezyen kuyuları gerçekçi bir çözüm de olmuştur.
İlk çabalarla 15-16 metreden, daha sonra 60-90 metreden en sonunda da 137 metre
derinlikten su sağlayan pek çok artezyen açılmıştır. 1960 yıllarında bu
kuyulardan yılda 3.5 milyon ton su elde edilmekteydi. Elde edilen sular,
Edirnekapı’da Terkos suyu ile birleştirilerek, şehre verilirdi. Bu gün artık bu
olanak kirlenme sebebiyle kalmamıştır. Güngören’in idari tarihi Yeniçeri
Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte yeniden önem kazandı ve şekillendi. Vitoz
köyünün hemen karşı yamacındaki 70 metrelik tepe üzerinde hem şehri Avrupa’ya
bağlayan yolun güvenliğini sağlamak, hem de, ocağın kaldırılma kararına karşı
direnecek olan Yeniçerileri çepeçevre sarmak amacıyla İstanbul’a yapılan 9 büyük
kışladan biri Vitoz’a, bu günkü adıyla Davutpaşa’ya yapıldı. Rami, Selimiye,
Kasımpaşa, Tophane, Taksim, Orhaniye, Levent, Kuleli kışlaları ile birlikte
1826’da kışla hizmete açıldı. Böylece, daha önce kendi adına sarayı bulunan
Davutpaşa’nın çiftliği içinde binlerce asker Güngörenlilerle komşu olarak
yaşamaya başladı. Bu kışla 19. yy. başında harap vaziyetteydi.
Balkan harbinde göçmenlere yurt oldu. Cumhuriyet döneminde
restore edilerek tekrar askeri amaçla hizmete sokuldu. Davutpaşa Kışlasının
yapımına neden olan çitliğin içinde bazı kaynaklara göre Davutpaşa Kasrı,
bazılarına göre Davutpaşa Bahçesi adıyla da anılan, bu günde kalıntıları ayakta
olan bir saray bulunmakta idi. Çırpıcı çayırı mesire yerlerine tepeden bakan
Davutpaşa Sahrası ile de anılan bu çiftlik 1482- 1497 yılları arasında II.
Beyazıd’a vezirlik yapan Davutpaşa ya ait Osmanlı ordusu yıllarca bu çiftlik
içinde Vitoz Köyü arasında sefere ilk çıkışın ardından ilk molayı yapardı.
Davutpaşa Sarayı’nı ikinci kez yaptıran, I. Sultan Ahmet’dir. Mimarı da Sedefkar
Mehmet Ağa’dır. Davutpaşa Sarayının gerçek tarihi aslında Vitoz’un bu günkü
adıyla Güngören’in de tarihidir. Çünkü bu kışla ile Güngören Köyü ve iki derenin
iki yakasında ki mesire yerleri bu günkü bilgilerimizle idari bir birlik
açısından Güngören’e ve onun sınırlarının içinde ki toprakları ilgilendiren
bilgilerdir. Davutpaşa Sarayının ekmeğini, suyunu , yiyeceğini sağlayan da bu
Güngören Köyü toprakları olmuştur.
GÜNGÖREN’İN İDARİ TARİHİ Cumhuriyet dönemi
açısından Güngören’in idari tarihi incelendiğinde 1966’ya kadar Mahmutbey
Bucağı’na bağlı bir köy olarak varlığını sürdürmüştür. 1950’lerden sonra
İstanbul’a göçün başlaması ile birlikte Güngören Köyü önce büyüyen İstanbul’un
tarlaları, bahçesi ve ardından da varoşu olmuştur. Daha sonra 1966’da bağımsız
bir belediye örgütünün kurulmasıyla İstanbul’daki şehirleşme hızına ayak
uydurmaya çalışmıştır. Bu bağımsız belediye 1981’de İstanbul Belediyesinin
mücavir alanına dahil edilmiş ve bağımsız bir şube müdürlüğü kurulmuştur.
1984’te Büyükşehir Belediyesi statüsü içinde idari bir yapılanma
oluşturulduğunda Güngören Şube Müdürlüğü Bakırköy Belediyesi’ne bağlanmıştır.
Bakırköy’ün bir mahallesi olarak hızla gelişen Güngören, 1992’de Bakırköy’ün
bölünmesiyle birlikte kendisine 23 mahalle bağlayarak bağımsız bir ilçe haline
gelmiştir. 1993’te, hızlı gelişme ve toplu konuta uygun alanlar açısından
büyüklüğü sebebiyle, Güngören İlçesi’nin kuzey sınırlarında yer alan Esenler
ayrı bir ilçe olarak Güngören’i bölmüştür. Böylece 11 mahallesi ile Güngören’in
yeni yapısı ortaya çıkmıştır. (Merkez, Güneştepe, Gençosman, Sanayi, Akıncılar,
Mareşal Çakmak, Haznedar, Tozkoparan, A. Nafiz Gürman ve M. Nezihi Özmen
Mahalleleri.)
GÜNGÖREN’İN SOSYO-EKONOMİK YAPISI
Güngören’in nüfusu son sayımda 271 853 olarak belirlenmiştir. 1935’te 259 olarak
tesbit edilen nüfusa kıyas yapıldığında Güngören’in büyük bir hızla büyüdüğü
görülmektedir. Gündüzleri, İstanbul’un sanayi ve hizmet bölgelerine işgücü ihraç
etmekte, akşamları ise bu nüfus evlerine dönmek için Güngören’e gelmektedirler.
Bu durumun Güngören sınırları içinde bir tek istisnası vardır: Merter Tekstil
Sitesi. Bu site Güngören’de değişik sektörlerde faaliyet gösteren ve Belediyeden
ruhsat alan 1000’den fazla firmanın yüzde yüze yakın kısmının yoğunlaşma
bölgesidir. Güngören, İstanbul’un Avrupa’ya bağlantısında bugün de önemini
korumakta ve bir yandan da sanayi ve hizmet kenti olma yolunda hızla
ilerlemektedir.
Güngören , İstanbul Güngören , Güngören Resimleri , Güngören tanıtımı , Güngören anlatımı , Güngören Hakkında bilgi , Güngören tarihi