İstanbul’un ilk büyük cami ve imaretinin çevresinde oluşan ve şehri fetheden
sultanın lakabını taşıyan Fatih semti, Türk döneminin en ünlü ve simgesel
nitelikli yerleşim alanlarından biridir. İkincil nitelikteki semtler sayılmazsa,
Fatih, güneybatıda Bayrampaşa vadisine inen yamaçlarla Atikali ve Yeni Odalar
(yeniçeri kışlaları) önündeki Etmeydanı ve Horhor Semtleri ile Aksaray’a
bağlanır. Doğuda Saraçhanebaşı’ndan Şehzadebaşı ve Haliç’e doğru Zeyrek,
Çarşamba ve Yavuzselim, Edirnekapı yönünde de Karagümrük gibi semtlerle
sınırlanır. Constantinus Suru Fatih Külliyesinin hemen batısından geçer. Haliç’e
inen vadiler arasında, “dördüncü tepe” denen bu yüksek plato, sınırları kesin
olmasa da eski şehrin XI. Bölgesine tekabül eder. Semtin bulunduğu bölge, şehrin
kuruluşundan bu yana dinsel simge statüsünü korumuştur. Constantinus’un (hd
324-337) anıt mezarı ve martirion’u daha sonra onun yerine yapılan
İustinianos’un Havariyun Kilisesi, fetihten sonra da Fatih Sultan Mehmed’in
büyük külliyesi ile taçlanmış ve şehir tarihinde, her zaman büyük imparator ve
sultanların anılarıyla bütünleşmiştir. Constantinus’un martirion’unun burada
bulunması, şehirin kurulduğu dönemde bu bölgeye özel bir önem kazandırmıştır.
Constantinus döneminde şehrin ana ulaşım çizgisi Aksaray
üzerinden Yedikule’ye uzandığı için, Osmanlı dönemine göre, şehir içinde ikincil
bir statüde olmasına karşın, Bozdoğan Kemeri’nin su sağlama işlevi hem önemlidir
- hem Haliç’i ve hem de Marmara’yı gören bir yerleşme alanı olması nedeniyle
Constantinus döneminin ve sonrasının önemli sarayları bu bölgede yoğunlaşmıştır.
Flasillia ve Augusta Pulheria’nın sarayları, Arkadius ve Modestus’un büyük
sarnıçları, Bozdoğan Kemeri, Markianos Sütunu bu bölgenin sınırlan içindeydi. I.
İustinianos döneminin (527-565) en büyük kiliselerinden biri olan Aziz
Polieuktos Kilisesi de Bozdoğan Kemeri’nin güneybatısında platonun Marmara
yamaçlarındaydı. Bugüne kadar yaşamış olan Bizans dönemi yapıları içinde kuzeyde
Pantepoptes Manastırı (Eski imaret Camii) ve kuzeydoğuda Pantokrator Manastırı
Kilisesi de (Zeyrek Kilise Camii) ortaçağ Bizans’ının bu bölgedeki önemli
yapılarıdır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedip şehre girdiğinde, kendisini
İstanbul’un sayılı kişileri ve bu arada Papa Yanadosta karşılamıştı. Büyük Türk
Hakanı Fatih, Yanados’u çağırarak bir süre onunla konuşmuş, İstanbul’da bulunan
Rumların dinlerine dokunmayıp dinlerini yaşamalarının temin edileceğini
bildirmişti. Aynı zamanda bu Türk padişahı Yanados’u şehirdeki Rum kiliselerinin
başına getirmiş, O’na Patrik ünvanını vermişti. Yanados kendisine verilen
Havariyun kilisesine giderek durumu papazlarına bildirmişti. İşte, Havariyun
kilisesi günümüzdeki Fatih ilçesinin ilk kurulduğu yer olmuştu. Havariyun
kilisesi harap hale gelince Fatih Sultan Mehmet burayı ilk inşaat yeri olarak
seçmiş, kiliseyi yıktırarak Fatih Camiini yaptırmıştı. Zamanla Fatih Camii
çevresinde yeni yeni binalar kurulmuş, böylece ilçenin çekirdeği meydana
gelmiştir. İlçe, Fatih Camiinin bittiği tarihten sonra Fatih adı ile anılmaya
başlanmıştır.
Batı kaynaklarına göre, Bizanslılar zamanında ilçenin
kurulduğu yerde on iki Havariyun Kilisesi ile Bizans İmparatorlarına ait
mezarlar vardı. 1204 yılında yapılan 4. Haçlı Seferi sırasında İstanbul Latinler
tarafından kuşatılmıştı. Bu kuşatmada kilise yakılıp yıkılmıştı. Daha sonraki
tarihlerde depremden zarar gören kilise daha çok harap olmuştu. Nitekim, Fatih
Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği zaman Fatih ve yöresindeki kilise ve
mezarlar bir harabe yığını halindeydi. Fatih, İstanbul’u alınca şehrin hemen
imar ve onarımına girişmişti. Bu arada Fatih Sultan Mehmet’in yanında bulunan
Akşemsettin, Molla Güranî, Molla Hüsrev ve Molla Zeyrek O’na başvurarak daha
önce Ayasofya ve civarı ile Pantokrator’a (Zeyrek) yerleştirilen öğrenciler için
bir medrese kurulmasını istemişlerdi. Fatih, ilim adamlarının isteğini
kırmayarak büyük bir cami ile onun yanına Sahn-ı Semen (Sekizli Medrese)
diye anılan binalar topluluğunun yapılmasını emretmişti. 17 yıl sonra tamamlanan
bu eserler ilçenin gelişmesinde en önemli rolü oynamıştı. Fetihten sonra, Eyüp
İmareti inşaatını izleyerek büyük bir sosyal ve kültürel etkinlik merkezi olan
Fatih Külliyesi’nin kurulması (1463-1470) saraçların ve demircilerin çalıştığı
büyük Saraçhane Çarşısı ve Şehzadebaşı’ndaki yeniçeri odalarının yapımı bu
bölgede yeni mahallelerin gelişmesine neden olmuştur. Fatih Külliyesi İstanbul’a
Türk döneminin karakteristik görünümünü kazandıran büyük külliyeler dizisinin
ilk halkasıdır. Bine yakın çalışanı ve çevresindeki çarşılarla, bu külliye
şehrin bundan sonraki gelişmesinde etkili olan yeni bir ağırlık merkezi
yaratmıştır. İstanbul’un Trakya çıkışı, Bizans döneminden farklı olarak
Edirnekapı’ya gelince, fetihten sonra şehirde yapılan dini ve sosyal işlevli
yapılar da Haliç yamaçlarında yoğunlaşmış ve suriçinin üçte bir nüfusu
Edirnekapı, Sultanselim, Fatih üçgeninde yerleşmiştir.
O dönemde Fatih Külliyesi, Edirnekapı yolunun tam ortasında
bulunuyordu. Caminin dış avlusunun kuzeybatıya çıkan Boyacı ve Börekçi (ya da
Çörekçi) kapıları çevresinde bir çarşı daha oluşmuştu. 15. yy’ın sonunda ya da
16. yy’ın başında Edirnekapı yolu üzerinde Atik Ali Paşa Camii yapılmıştır.
Edirnekapı içinde Mihrimah Sultan Külliyesi’nin inşası sırasında, cami avlusunun
altında dükkânlar yapılması, Saraçhane’den Edirnekapı’ya kadar sürekli bir
alışveriş ekseninin de bu yol üzerinde geliştiğini kanıtlar niteliktedir. 16.
yy’da İstanbul’da yapılan mescit ve camilerin üçte biri bu bölgededir. Yine 16.yy’da,
Edirne yolunun suriçindeki bölümünde Fatih ile Edirnekapı arasında kara gümrüğü
kurulmuştur. Süleymaniye gibi Fatih’te de cami çevresinde devlet büyüklerinin,
özellikle ulemanın konakları vardı. Nitekim Nicolay, Fatih Külliyesi’ne ilişkin
gözlemlerinde caminin çevresinde imam ve ulemanın oturduğunu ve her millet ve
dine mensup misafirler için 200 adet kubbeli ev olduğunu yazmaktadır. (Burada
külliye çevresindeki medreseleri, tabhaneyi ve kervansarayı kast etmiş
olmalıdır). Ancak, Nicolay külliyenin dışında da 150 ev olduğundan söz eder.
Bunların imaretten her gün aş alanların barınakları olduğu söylenebilir. İngiliz
gezgin, bu odaların birçoğunun boş olduğunu da eklemektedir. Külliyenin geniş
bir sosyal program olduğu Fatih’in vakfiyesinden bilinmektedir. Sanderson bu
külliyeye tahsis edilen yıllık gelirin 16. yy’ın sonunda 200.000 düka altını
olduğunu kaydeder. İmaretin bu zenginliği, Fatih bölgesinde ilk 200 yılın yoğun
yerleşmesinin nedenlerinden birini açıklamaktadır. Fatih Camii’nin, medreseler
arasında bulunan Fatih Meydanı olarak anılan, çeşitli etkinliklere açık ve bütün
kenarları düzenli bir mimari ile çevrili, dört hektar büyüklüğündeki dış avlusu
Atmeydanı’ndan sonraki en büyük şehir alanıdır. Burada medreselerde okuyan 300
öğrenciden başka, Evliya Çelebi’nin dediği gibi, “hal sahibi ve ehl-i dil
olanlar da eksik değildi”. Çevresinde bulunan çarşılar, namaz vakitlerinde
camiyi dolduran müminlerin çalıştığı yerlerdi. Cami avlusunda zengin bir sosyal
alışveriş olduğu, şehirlinin yaşamını renklendiren birçok olayın bu avluda
geçtiği açıktır.
Evliya Çelebi, dış avluda Boyacı Kapısı’nın yanında, her katı
minare yüksekliğinde kat kat kulübeler kuran Sultan Budala Hasan Dede’den de söz
eder. 16. yy’da yapılan İskender Paşa Camii, Edirnekapı’ya doğru Bayrampaşa
vadisi yamaçlarındaki Mesih Mehmed Paşa Camii, Çarşamba’daki Nişancı Mehmed Paşa
Camii gibi yapılar semtin anıtsal çevresini zenginleştirmiştir. Bunlara 17.
yy’da yapılan Saraçhane’deki Ankaravî Mehmed Efendi Medresesi, Bozdoğan Kemeri
yanındaki Gazanfer Ağa Medresesi, yine Saraçhane’deki Amcazade Hüseyin Paşa
Külliyesi, Fatih Külliyesi’nin karşı köşesindeki Feyzullah Efendi
Medresesi gibi öğretim yapıları da eklenmiş, böylece Fatih 18. yy’a kadar
başşehrin sosyal ve kültürel yaşamındaki önemli statüsünü korumuştur. Bugün
ilçemizi süsleyen Fatih Camii, daha sonraki tarihlerde yıkılmaya yüz tutan
camiin yerine yeniden padişah III. Mustafa tarafından inşa ettirilmiştir.
Fatih’in yaptırdığı eserler kümesi (külliye) içinde cami, medrese, hastahane,
misafirhane, imaret, hamam, kervansaray, okul, kütüphane ve türbeler (Fatih
Sultan Mehmet Türbesi, Gülbahar Hatun Türbesi, Nakşıdil Valide Sultan Türbesi)
vardı. Zamanla Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinden getirilen halk
İstanbul’a yerleştirilmişti. Bu arada Yenişehir’den getirilenler Yenikapı’ya,
Konya Aksarayı’ndan getirilenler Aksaray’a, Arnavutluktan getirilenler
Silivrikapıya, Ermeniler Langa’ya, Kumkapıya, Eğriden getirilenler Eğrikapı’ya,
Karaman’dan getirilenler Karaman’a, Tiri’den getirilenler Vefa’ya, Üsküp’ten
getirilenler Cibali’ye, Bursalılar çoğunlukla Eyüp’e, Kastamonulular Kazancı’ya,
Trabzon’dan özel olarak seçilip getirilen gençler Fener’e, Akkâ, Gazze ve Remle
Arapları Tahtakale’ye, Karamanlı Hıristiyan Türkler Yedikule civarına,
Gelibolulular Tersane civarına, İzmirliler Büyükgalata Mahallesi’ne, Karamanlı
Müslüman Türkler Büyükkaraman’a, Konyalılar Küçükkaraman’a, Sinop ve Samsun
göçmenleri Tophane’ye, Manisalılar Macuncu Mahallesi’ne, Çarşamba’dan
getirilenler Çarşamba’ya yerleştirilmişlerdi. Böylece ilçeye bağlı olan ünlü
semt ve mahalleler yavaş yavaş oluşmaya ve şenlenmeye başlamıştı. Fatih bu arada
ünlü bilginlerden Şeyh Ebü’l Vefa için bugünkü Vefa Lisesi’nin arkasındaki yere
büyük bir külliye yaptırmıştı. Külliye, Konya’da doğan Mevlânâ Celâleddin
soyundan olan Şeyh Ebü’l Vefa için kurdurulmuştu.
İstanbul’a geldikten sonra ünü daha çok artan bu bilgine
Fatih’in aşırı bir sevgisi vardı. Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Osmanlı
Devleti’nin başına geçen padişahlarla onların sadrâzam ya da paşaları, ilçemize
yaptırdıkları cami, medrese, hamam ve çeşmelerle ün kazanmışlardı. Fatih
semtinin kısa zamanda gelişmesi, şenlenmesi bunlar zamanında ve bu kişilerin
yaptırdıkları eserler sayesinde olmuştur. Fatih’in paşalarından Has Murat
Paşa’nın kurdurduğu cami ve çevresi bugün Murat Paşa mahallesi olarak bilinir.
Bunu Koca Mustafa Paşa, Küçük Mustafa Paşa, İskender Paşa ve Atik Ali Paşaların
yaptırdığı külliyeler izlemiştir. Külliye yapılan yerde yerleşme daha çabuk
olmuş ve Fatih semtinin çehresi daha çabuk değişmiştir. Kanunî Sultan Süleyman,
Süleymaniye ve Çarşamba’daki Selimiye Camilerini yaptırmıştır. Zamanla ünlü
kişiler de ilçeye büyük eserler bırakmışlardı. Bu arada Mimar Sinan, Mihrimah
Sultan, Davut Paşa, Fatma Sultan, Hacı Evhattin, Abdi Çelebi, Kâtip Muslıhıddin
ve diğerleri de ilçemize ünlü eserler bırakan ve semt ve mahallelerin oluşmasını
sağlayan kişilerdir. İlçe, Şehremanetinin bir ara merkezliğini yapmış ve o zaman
Şehremini semti meydana gelmiştir. 18. yy, İstanbul’un eski şehri bırakarak
kıyılar boyunca surlar dışında büyümesine tanık olur. Nitekim, Fatih semti de
18. yy’ dan sonra fazla bir gelişme göstermemiştir.
18. yy’da meydana gelen yangınlar bu eski mahalleleri yer yer
yok ettiği gibi, 1766’daki büyük depremde Fatih Külliyesi de büyük ölçüde tahrip
olmuş, cami tümüyle yıkılmıştır. III. Mustafa (hd 1757-1774) tarafından yeniden
yaptırılan cami 1771’de tekrar hizmete açılmış, Fatih’in ve Gülbahar Hatun’un
türbeleri de ancak I. Abdülhamid döneminde (1774-1789) bitmiştir. Caminin
arkasındaki kitaplık binası da 18. yy’da yapılmıştır. Külliyenin bir parçası
olan darüşşifanın yerinde bugün, İstanbul’ un en güzel barok yapılarından biri
olan Nakşıdil Sultan Türbesi ve Sebili vardır. Sonradan arsasına bir askeri
rüştiye yapılan kervansaray da aynı depremde yıkılmış olmalıdır. Fatih
Külliyesi’nin hamamı olan ve camiden önce yapılmış olan Irgadlar (ya da Karaman)
Hamamı I. Dünya Savaşı sırasında yanmıştır. Külliyenin bazı yapılarının
depremden sonra tekrar yapılmamış olmaları, bölgenin yerleşim alanı olarak
öneminin 18.yy’ın sonunda azaldığına işaret eder. Fakat Sultan Abdülmecid’in
1851’de, Hz. Peygamber (SAV)’ in ikinci hırkası için yaptırdığı Hırka-i Şerif
Camii bölgenin dini statüsünü koruduğunu gösterir. Hırka-i Şerif, giderek halkın
dini yaşamında özel bir yer tutmuş ve çevresine bir semt kimliği kazandırmıştır.
Fatih 1908’deki Çırçır yangınında büyük ölçüde tahrip olmuş, 31 Mayıs 1918’deki
Cibali yangınında ise yöredeki binlerce bina yok olmuştur. I. Dünya Savaşı’ndan
önce ortogonal (birbirini dik açılarla kesen) sistemde bir yol dokusuyla
planlanan semtte ahşap yapılar giderek küçük ölçekli iki-üç katlı apartman ve
evlerle yer değiştirmiş; günümüzde hâlâ kullanılan kaymakamlık binası yapılmış,
önüne de Filistin’de şehit olan ilk Türk havacılarının anıtı dikilmiş ve
çevresine bir park yapılmıştır.
Yine de, Saraçhane’den geçen Atatürk Bulvarı ve Fatih
Medreselerinin temellerini ortaya çıkararak Edirnekapı’ya uzanan büyük bulvar
(Macar Kardeşler ve Fevzi Paşa caddeleri) açılana kadar, yangın yerleri dışında,
Fatih’te eski sokak dokusunu ve ahşap yapılarını koruyan mahalleler vardı.
Menderes’in imar hareketleri döneminde (1954-1960) yapı yoğunluğu artmaya
başlayınca çok katlı beton apartmanlar giderek çoğalmış, semtin eski sakinleri
yeni nüfus karşısında azınlıkta kalmış, çoğu aile Fatih’i terk etmiştir. Böylece
Fatih’in tarihi dokusu ve sivil mimarisinin hemen hemen hiçbir izi kalmadığı
gibi, sosyal dokusu da tümüyle değişmiştir. 1960’ta hizmete giren Belediye
Sarayı’nın da etkisiyle, artan nüfus yoğunluğu alt ticaret bölgelerinin geli
şmesini
teşvik etmiş ve Fevzi Paşa Caddesi boyunca, konut alanlarını işgal eden bir
ticaret ekseni ortaya çıkmıştır. Bu eksen üzerinde eski Fatih Kervansarayı, bazı
değişikliklerle, ticari amaçlı işlevlerle restore edilmiştir. Fatih Camii’nin,
Evliya Çelebi’nin deyimiyle, “ruhaniyetli” bir mabet olması günümüze de
yansımıştır. Eskiden olduğu gibi, günümüzde de özellikle Sultan Selim Camii’ne
uzanan Çarşamba Caddesi çevresinde kıyafetten gündelik yaşam biçimlerine kadar,
İstanbul’un diğer semtlerinin hiçbirinde bu derece vurgulu ve yoğun olmayan bir
İslami yapı gözlenmektedir. Fatih ilçesi uzun yıllar ilimiz İstanbul’un merkez
ilçesi olmuştu. 1928 yılında alınan bir kararla ilçemiz, Fatih ve Eminönü olarak
ikiye ayrılmıştı. Gene bu tarihte Fatih ilçesi ayrı bir ilçe yapılmıştı.
28.6.1967 tarihli ve 5366 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile ilçemizdeki bütün
bucaklar kaldırılmıştı.
GÜNÜMÜZDE FATİH; Haliç’in batı kıyısına
Marmara kıyısındaki deniz surları büyük ölçüde tahrip olduğundan önemli bir
bölümü günümüze ulaşmamıştır. Atatürk Köprüsü’nün güneybatısından başlayan
Atatürk Bulvarı ve daha güneydeki Mustafa Kemal Caddesi, Fatih ve Eminönü
İlçeleri arasında sınır oluşturur, İstanbul şehir içi ulaşım bağlantılarından
bazıları Fatih İlçesi’nden geçer. Bunlardan başlıcaları Saraçhane-başı’ndan
Edirnekapı’ya uzanan Macar Kardeşler ve Fevzi Paşa caddeleri, Aksaray’ı
Topkapı-Edirnekapı Caddesi’ne bağlayan Vatan Caddesi (Adnan Menderes Bulvarı)
ile yine Aksaray’ı Topkapı’ya bağlayan Millet (Turgut Özal) Caddesi’dir. Haliç
kıyısı boyunca Ayvansaray, Demirhisar, Balat Vapur iskelesi ve Abdülezel Paşa
caddeleri uzanır. Bu caddelerle Haliç arasında yeşil alanlar yer alır. İlçenin
Marmara kıyısından Sirkeci’yi Bakırköy’e bağlayan ve “sahil yolu” da denilen
Kennedy Caddesi geçer. Fatih İlçesi’nin Marmara Denizi kıyısı yeşil alanlar
halinde düzenlenmiştir, İstanbul’u Avrupa ülkelerine bağlayan ve şehrin batı
yakasındaki banliyö ulaşımını sağlayan çift hatlı demiryolu da yer yer sahil
yoluna paralel olarak uzanır. Fatih ilçesi “Çağdaş Tramvay ve Hızlı Tramvay”
adıyla anılan raylı ulaşım sistemlerinden de yararlanır. Haliç kıyısında da
suyolu ulaşımı yapılan bazı iskeleler vardır. Şehirin en eski yerleşim
alanlarından bazılarının bulunduğu Fatih ilçesi, tarihsel yapılar açısından
oldukça zengindir.
Bunlardan başlıcaları; Bozdoğan Kemeri,
Yedikule Zindanı, Blahernai Sarayı, Fethiye Camii, Kariye Camii ve Fatih
Külliyesi’dir. İstanbul şehrindeki önemli eğitim ve sağlık kurumlarından br
bölümü Fatih İlçesi’nin sınırları içindedir. Bunlardan başlıca ortaöğrenim
kurumları Darüşşafaka Lisesi, Fatih Kız Lisesi, Pertevniyal Lisesi, Fatih
Ticaret Lisesi, Sultanselim Kız Meslek Lisesi, Fatih Îmam-Hatip Lisesi, Özel
Eresin Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi, Sahakyan Nunyan Ermeni Lisesi, Özel
Fener Rum Erkek Lisesi, Özel Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’dir. İstanbul
Üniversitesi’ne bağlı Cerrahpaşa ve İstanbul (Çapa) Tıp Fakülteleri de Fatih
İlçesi’ndedir. Fatih’nin önemli alışveriş merkezleri Aksaray, Fatih ve
Fındıkzade semtlerinde, odaklaşmış durumdadır. Bunlardan en düzenli olanı
Aksaray’daki yeraltı çarşısıdır. Önemli konaklama tesisleri daha çok Millet
Caddesi kenarında, başlıca eğlence yerleriyle lokantalar ise genellikle sahil
yolu çevresindeki semtlerde yer alır.
Fatih , İstanbul Fatih , Fatih Resimleri , Fatih tanıtımı , Fatih anlatımı , Fatih Hakkında bilgi , Fatih tarihi