Dünyada günümüze gelebilmiş sarayların en eskisi ve genişi Topkapı Sarayıdır.
Atatürk’ün emri ile 1924 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır. Konumu
Halic’i , Boğaziçi’ni ve Marmara denizi gören, çok gözel manzaralı, İstanbul’un
ilk kuruluş yeri olan bilinen akropol tepesidir. Tarihi İstanbul üçgen
yarımadasının en uç noktasında, 5 km.yi bulan surlarla çevrili, 700.000 m2 özel
araziye sahip bir kompekstir. İstanbul’un fethini 1453’te gerçekleştiren genç
Fatih Sultan Mehmet, İmparatorluk tahtını bu şehre taşımıştı. Kurduğu ilk saray
şehrin ortasında bulunmaktaydı. 1470’lerde yaptırdığı ikinci saraya, önceleri
yeni saray, yakın tarihlerden beri de Topkapı Sarayı denilmektedir. Burası,
tarihte bilinen diğer Türk sarayları gibi, klasik bir Türk sarayıdır. Değişik
fonksiyonları olan, ağaçlarla gölgelendirilmiş, biribirini takip eden ve abidevi
kapılarla ayrılmış avlulardan oluşmuştur. Fonksiyonel yapılar bu avluların
çevresine serpiştirilmiştir.
Saray, kurulduğu çağdan başlayarak Sultanların
yaptırdığı birçok değişiklik ve eklemelerle sürekli gelişmiştir. Sultanların
1853’te gösterişli Dolmabahçe Sarayına taşınmaları ile resmi saraylıktan çıkmış
ve hızla harap olmaya yüz tutmuştu. Cumhuriyet döneminde 50 yılı aşan sürekli
onarımlar Topkapı Sarayını eski sade güzelliğine kavuşturmuştur. Sarayda
sergilenen müze parçalarının pek çoğu dünyada eşi-benzeri olmayan şaheserlerdir.
Saray olarak kullanıldığı devirlerdeki fonsiyonları, tarihteki diğer saraylara
göre oldukça değişiktir. Burası imparatorluğun tek sahibi Sultanın resmi
ikametgâhı olmakla beraber, resmi devlet işlerinin merkezi, bakanlar kurulunun
toplantığı, devlet hazinesi, darphanesi ve arşivlerinin bulunduğu yerdi.
İmparatorluğun en yüksek öğrenim kurumu, Sultanın ve devletin üniversitesi de
sarayda bulunurdu. Osmanlı Türk İmparatorluğunun kalbi, beyni ve her anlamdaki
tek merkezi burasıydı. Kuruluşundan epey sonra da sultanların özel haremleri de
bu saraya yerleştirilmişti. Osmanlı Türk İmparatorluğu Türklerin tarihte kurduğu
16 bağımsız devletten en uzun ömürlü ve en geniş topraklara sahip olanıdır.
622 yıl süren bu dev imparatorluk Akdeniz’i ve Karadeniz’i
çevreleyen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında yüzyıllarca hüküm sürmüştür.
Değişik ırk ve değişik dinlerden pek çok ulusu idaresinde birleştirmiştir.
Tarihte böylesine geniş topraklara bu kadar uzun süre hükmeden diğeri de Roma
İmparatorluğudur. Osmanlı Türk İmparatorluğunda 36 Sultan hüküm sürmüş ve 16.
yy. başlarından itibaren, halifelik ünvanı ile de, İslam dünyasının dinsel
hükümranlığını üstlenmiştir. Sarayda Sultanın özel avlusunda bulunan okulda
eğitimini tamamlayan yetenekli memurlar, geniş imparatorluğun yönetimi ve
örgütlenmesinde büyük bir sadakatla başarı göstermişlerdir. Vezir ve
sadrazamların pek çoğu bu okulun mezunları idi. Topkapı Sarayında gün ışığı ile
başlayan hayat her adımda, her durumda, büyük tören ve katı protokol kurallarına
bağlı idi. Asırları bulan kökleşmiş gelenek ve göreneklere herkesin uyması
şarttı. Bu husus imparatorluğun çöküş devrinde bile kati kuraldı. Batı dünyası
protokol usülleri, daima bu sarayın kurallarının etkisinde kalmıştır. Topkapı
Sarayının sahil köşk ve pavyonları geçen yüzyıl sonlarında tahrip olmuşlardır.
Değişik çini, ağaç işleri ve mimari üslupları, Topkapı Sarayında Türk sanatının
gelişmesini, üslup farklarının uyumunu en güzel şekilde gösterir.
BİRİNCİ AVLU
Sarayın birinci avlusuna Bab-ı Hümayun diye bilinen İmparatorluk kapısından
girilir. Kapı dışındaki anıt çeşme 18. yy. Türk sanatının en güzel
örneklerindendir. Birinci avluda saray fırınları, darphane, muhafız alayı, odun
depoları ve aşağıdaki düzlüklerde özel sebze bahçeleri yer alırdı. Sarayın ilk
yapısı Çinili Köşk ve Arkeoloji Müzeleri de bu avludadır. Girişi takiben solda
6. yy. Bizans eseri olan Aya İrini Müzesi yer alır.
İKİNCİ AVLU
Topkapı Sarayı Müzesinin ana girişi, ikinci kapı olan Bab-üs Selam, orta
kapıdır. İkinci avlu devlet ve hükümetin yönetim merkezidir. Yalnızca
sultanların at bindiği bu avluda, halktan resmi işi olanlar, özel ödeme
günlerinde maaşlarını alan yeniçeri temsilcileri, elçi kabulleri ve devlet
törenleri yapılırdı. 5-10 bin kişinin mevcut olabildiği törenlerde, tam bir
sessizliğin hüküm sürdüğü bilinir. Sultanların katıldığı tören ve olaylarda
imparatorluk tahtı bu avlunun diğer yanındaki kapının önüne yerleştirilir ve bir
saygı ifadesi olarak tüm katılanlar elleri önlerinde kavuşmuş olarak dururlardı.
Avlunun sol yanında kabinenin toplandığı yönetim bölümü yer alır. Sarayın tek
kulesi de buradadır. Devlet adaletinin bu divanda dağıtılmasından dolayı buraya
Adalet Kulesi denilirdi. Bu kuleden bütün İstanbul ve liman gözetlenebilirdi.
Kulenin tek girişi harem kısmında bulunmaktadır.
HAREM
16 yy. ortalarına kadar şehrin başka semtindeki Eski Sarayda yerleşikti.
Topkapı Sarayı Haremi dar uzun koridorlar, küçük iç avlular etrafına
serpiştirilmiş 400 kadar odadan oluşmuştur. Burası çağlar boyunca değişikliklere
uğrayarak gelişmiştir. Sultanın annesi, kız, erkek kardeşleri, ailenin diğer
fertleri ve geniş aileye hizmet eden cariye ve harem ağalarının bulunduğu evin
özel bölümü durumunda idi Harem. Dışarıya kesinlikle kapalı olan bu özel, Harem
bölümü için asırlar boyu pek çok öyküler anlatılmıştır. Sultana ve ailesine
hizmet verecek cariyeler, çeşitli ırkların en güzel ve sıhhatli kızları
arasından seçilir veya hediye edilirlerdi. Çocuk yaşta hareme giren kızlar
yıllar süren kati disiplin içinde yetiştirilillerdi. Saray usullerini
öğrendikten sonra, belirli sınıflara ayrılmış bu cariyelerden sultanın gözüne
girebilenler, onun karısı bile olabilirdi. İmparatorlukta kraliçe unvanı yoktu.
Haremin bütün idaresi sultanın annesinin elinde idi. Zenginlik ve ihtişamın
yanında dedikodu, kin ve sultana daha yaklaşabilmek için mücadele, yaşamın bir
parçası idi. Yeni bir sultanın tahta geçişi, eski sultanın hareminin bir başka
saraya gönderilmesine sebep olurdu. İdaresi ve kişiliği zayıf sultanlar
devirlerinde harem kadınları ve harem ağalarının yönetime etkileri ve
çevirdikleri entrikalar hemen ortaya çıkardı. Bütün güzellikler, entrikalar ve
çirkinlikleri ile birlikte haremde yaşam, çağdaşı kadın dünyasından üstün bir
yaşam şekli idi. Harem bölümünün ancak bir kısmı ziyarete açıktır. Hareketli ve
renkli eski günlerinin tam tersine loş koridorlar, boş odalar ziyaretçinin ancak
hayal gücünde canlanabilir. Harem gezisi sultan annesine tahsis edilen bölüm ile
40 odalı kısımdan başlar. Büyük hamam ve kubbeli, geniş sultan salonu sonraki
bölümlerdir. Her münasip yere çeşme ve ocak yerleştirilmiştir. Enteresan
çeşmelerin aktığı havuzlu, büyük salon 16. yy. şahane çinileri ile süslü olup,
III. Murat devri eseridir. Küçük kütüphane odasına ve çok enteresan meyve ve
çiçek resimleri ile bezeli “yemiş odasına” salonun dip tarafından girilir. Harem
turunun sonunda gezilen iki 16. yy. odası, camları güzel vitraylar ve duvarları
zengin dekorla kaplıdır. Bu çift oda şehzadeye tahsis edilmişti.
SİLAH KOLEKSİYONU VE DİVAN ODASI
Geniş saçaklı “Divan-ı Hümayun” bölümünün yanındaki büyük
yapı devlet hazinesi idi. 8 kubbeli bina eski silahların modern biçimde
sergilendiği zengin bir koleksiyondur. Sultanların kullandığı zırh ve
silahlarla, saray ve ordu mensuplarının değişik çağlarda kullandıkları silahlar,
diğer ülkelerden ele geçirilenlerle birlikte teşhirdedirler. . Hükümet üyelerine
tahsis edilmiş Divan bölümü yanında sarayın tek kulesi Adalet Kulesi yükselir.
Divan toplantıları Sadrazam başkanlığında toplanan Vezirler ve katipler ile
yapılırdı. Sultanlar toplantıya katılmaz ancak, duvarda harem bölümüne açılan
yüksek, perde ile kapalı bir pencereden toplantıyı dinleyebilirdi. Elçi
kabullerinde ziyafet sofrası bu salonda kurulurdu.
MUTFAKLAR VE PORSELEN KOLEKSİYONU
İkinci avlunun sağ tarafında 20 bacalı saray mutfakları yer
alır. Sarayda mevcudu 12.000”i geçen Çin ve Japon porselenlerinin 2500 kadarı bu
bölümde sergilenmektedir. Buranın mutfak olarak kullanıldığı günlerde sayıları
1000’i geçen aşçı ve yardımcıları, sarayın değişik bölümlerine tahsis edilmiş
yemekleri pişirip, gönderirlerdi. Günümüzdeki porselen teşhiri kronolojik ve
modern bir sergidir. Dünyanın en zengin koleksiyonunun seçilmiş parçalarıdır.
Mutfakların bir bölümü eskisi gibi muhafaza edilmiş, diğer bölümünde de İstanbul
işi porselen eşya ve cam işi teşhire sunulmuştur. Ayrı bir bölümde gümüş eşya ve
Avrupa porselenleri koleksiyonu yer alır. Eşsiz Çin seledonları giriş sağ
salondadır. Mavi beyazlar, tek ve çok renkli porselen teşhirleri, Japon porselen
salonu ile nihayetlenir. Helvahane bölümünde günlük yaşamda kullanılan madeni
kapkacak, kahve takımları, tombaklar sergilenmektedir. ÜÇÜNCÜ AVLU Üçüncü avluya
Bab-üs Saade denilen, Ak Hadım Ağaların kontrol altında tuttuğu, ancak özel izni
olmayan hiç kimse geçemediği kapıdan, Sultanın özel avlusuna girilirdi. Saray
Üniversitesi, Taht Odası, sultanın Hazine Dairesi ve Kutsal Emanetler bölümü bu
kısımda yer alırdı. Sultanlar elçi kabullerini Taht Odasında yapar, yüksek
devlet memurları ile de burada görüşürlerdi. Giriş karşısındaki taht odası
hizmetkârları, güvenlik nedenleri ile sağır ve dilsiz kimselerden seçilirdi.
Sultanın çeşitli, değişik hizmetlerini gören subay rütbeli personel aynı zamanda
saray okulunun ileri gelenleriydi. Avlunun ortasında bulunan 18 yy. III Ahmet
Kütüphanesi Barok üslubunun Türk mimarisine uyumunun tipik, güzel örneğidir.
ELBİSELER
Avlunun sağ yan bölümünde teşhir edilen sultan elbiseleri
koleksiyonunun, dünyada bir benzeri yoktur. Özel saray tezgâhlarında, elde
yapılmış kumaşlardan dikilen elbiseler 15. yy.dan beri itina ile bohçalanıp,
özel sandıklarda saklanmış olup tamamı 2500 kadardır. İpek, altın ve gümüş
simlerle işlenmiş elbiseler yanında, Türk Sanatının şaheserleri olan Sultanların
kullandığı ipek halı, özel seccade örnekleri de teşhir edilmektedir.
HAZİNE
Topkapı Sarayı müzesinin hazine koleksiyonu dünyanın en
zengin, bir numaralı koleksiyonudur. 4 odada teşhir edilen eserler otantik ve
orjinaldir. Değişik yüzyıllardaki Türk mücevherat işçiliğinin şaheserleri,
Uzak-Doğu, Hint ve Avrupa eserleri ile birlikte seyredenleri büyüler. Hazine
Bölümü sergilemesi 2001 yılında modernize edilerek değiştirilmiştir. İlave bir
ücret ile gezilebilen bölümde ilk odada Osmanlı İmparatorluğunun değişik
çağlarda kullandığı biri som altın kaplamalı diğeri benzersiz mine ve kıymetli
taşlarla süslenmiş, bir diğeri abanoz ağacı ve üzerine fildişi kakma motifli,
ötekisi bağa ve sedef kakmalı, kıymetli taşlarla süslü dört taht ve sultanların
nadide taşlarla süslü sorguçları, iri taşlı zümrüt askıları yer alır. İkinci
odada Rus-Çin-İran-Hind el işi güzel eserler, devlet madalyonları
sergilenmektedir. Üçüncü salon vitrinlerini Yeşim, tutya ve neceften yapılma
eşsiz eserler, bir 16 yy. merasim miğferi, her biri 48 kg som altından yapılan
iki büyük şamdan süsler. Dördüncü salonda merasim kılıç ve hançerleri, takı ve
yüzükler yanında Sarayın sembolü Topkapı hançeri, Kaşıkçı Elması, III
Mustafa’nın süslü zırhı ve altın üzeri değerli taşlarla süslü beşik
sergilenmektedir. Üçüncü odayı dördüncüye bağlayan, Boğaziçi’nin girişine ve
Asya sahiline hakim şahane manzaralı bir balkon vardır.
SAAT KOLEKSİYONU BÖLÜMÜ
Kutsal emanetlerin yanındaki oda, dünyanın en zengin
koleksiyonudur. Giriş sağ tarafında Türk sanatkârlarını saatleri yer alır. Çok
değerli duvar ve masa saatleri, cep saatleri 16-19. yy.lar arası tarihlenir.
Değişik markalar saraya hediye edilmişlerdi. Salonun en büyük saati 3.5 metre
boyunda ve 1 metre eninde İngiliz malı olup, içinde bir org vardır. Cep saatleri
arasında Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz’lerin portreli saatleri enteresandır.
Kubbeden aşağıya sarkan kuş kafesinin altı enteresan, mineli bir saattir.
KUTSAL EMANETLER BÖLÜMÜ
16
yy. Mısır’ın fethini takiben saraya getirilen İslam'ın kutsal emanetleri o
tarihten beri bu bölümde muhafaza edilmektedirler. Emanetlerin sergilenmesinden
önce, bölüm Taht Odası olarak kullanılmıştı. Kubbeli odaların duvarları
çinilerle kaplıdır. Hz.Muhammed’in kılıçları, yayı ve değerli bir kutu
içerisinde muhafaza edilen hırkası koleksiyonun önemli parçalarıdır. Odadaki
büyük, süslü işlemeli, kubbeli kafes gümüşten mamuldür. Diğer oda vitrinlerinde
Peygamberin, mührü, sakal kılları, mektup ve ayak izleri sergilenmektedir. İlk
el yazma Kuranlardan birisi, Kâbe’nin anahtarları, önemli kişilerin kılıçları
diğer eserlerdir.
SULTAN PORTRELERİ GALERİSİ
Kutsal Emanetler bölümü ile Hazine arasında, müze
müdüriyetinin bulunduğu önü sütunlu binadadır. Büyük salonda zaman, zaman
değiştirilen sergiler yer alır. Topkapı Sarayı Müzesinde zengin, değişik
belgeler, kitaplar, minyatürler, yazı takımları gibi kıymetli eserler
bulunmaktadır. Bu nadide parçalar buradaki salonda zaman içerisinde sergilenir.
Salonun balkon şeklindeki galeri duvarlarında Sultanların yağlı boya tabloları
bulunmaktadır.
DÖRDÜNCÜ AVLU
Sarayın üçüncü avlusundan koridorlar ile dördüncü avluya,
bahçeler içindeki pavyonlara geçilir. Burada sarayın tek ahşap pavyonu, 17. yy.
zengin işlemeli ve çinilerle süslü Bağdat ve Revan köşkleri ve nihayet saraya
inşa edilen en son yapı olan Mecidiye köşkü yer alır. Köşkün alt katı
ziyaretçilere ayrılmış lokantadır. Bağdat köşkünün önündeki teras Haliç, Galata
bölümü ve Eski İstanbul’un kubbeler ve minarelerden oluşan eşsiz manzarasının
birlikte seyredilebileceği en uygun yerdir. Saray yamaç bahçeleri halka tahsis
edilmiş büyük bir şehir parkıdır.